10 Ekim 2015 Cumartesi

TANRI VE DİNLER ÜZERİNE

TANRI VE DİNLER ÜZERİNE DÜŞÜNCELER :

Annem  Atatürk ‘e, devrimlerine ve laikliğe bağlı olduğu kadar dinine de bağlı bir insandı. Dinin şekilsel buyruklarını tümüyle yerine getirmemekle birlikte, bundan bir rahatsızlık duymaz, fakat din aleyhinde konuşulmasına da izin vermezdi. Dinin iyilik ve dürüstlük telkin eden yanlarını bizlere öğretmeğe çok dikkat etmiş, fakat bizleri dindar yetiştirmek için özel bir gayret sarfetmemişti. Bu da sanırım laiklik inancının bir sonucu idi. Babam ise, kendi deyimi ile “agnostik” idi. Allah ve din kavramlarına şüphe ile bakar, fakat aleyhte konuşmaz ve annem dahil, başkalarının dini inançlarına karışmazdı. Darüşşafaka’da aldığı şiddet yönü de olan dini eğitim onu çocuk yaşında dinden soğuttuğu gibi, 17 yaşında Fransa’ya öğrenime gitmesiyle birlikte başka dinlerin de mantıksız yanlarını görerek, özetle, din denen kavramın pek de inanılacak  bir yanı olmadığına karar vermişti. Bununla beraber tanrı fikrinin “ya varsa” yönü üzerinde de düşünür ve ülke insanının tutuculuğundan korktuğu için şüpheci görüşlerini ev ve birkaç entelektüel arkadaşı dışında kimse ile paylaşmadığını söylerdi. Sonuçta biz de okulda aldığımız yarım yamalak din dersi dışında hiçbir dini eğitim almadık , sonraki yıllarda ise, solcu çevremiz ve yeni geliştirdiğimiz kişilik çerçevemizle din kavramından daha da uzaklaştık. Tarihe özellikle meraklı olmam, çok okumam ve çeşitli dinleri sadece entelektüel merak gereği incelemeğe çalışmam nedeniyle bu basmakalıp dinsizliğim giderek daha mantıklı ve gerekçeli bir baza oturmağa başladı. En eski dinlerden, putataparlıktan başlayarak bütün dinleri insanların yarattığı anlaşılıyordu. Tek tanrılı dinlerdeki Allahın birliği kavramı birden fazla tek tanrılı din olmasıyla çelişiyordu. Eğer tanrı tek ise neden birden fazla din yaratmış olsun ? Sadece bu bile dinleri insanların yaratmış olduğuna delil sayılabilirdi. Vahiy kavramı ise,  insanları inandırmak için kullanılan güçlendirici bir unsurdu. Tanrının bir insanı elçi tayin etmesine, emirlerini onun aracılığıyla başka insanlara tebliğ etmesine ve başka insanlar eliyle de yazıya dökmesine ihtiyaç yoktu. Tanrı emirlerini her insanın kalbine ve beynine kendisi yerleştirebilir, böylece aracısız ve dünyadaki tüm insanlar için ortak bir din oluşturabilirdi. Madem ki her şeye kadirdi, bunu da yapabilirdi. Ne kadar yetkin kişiler olurlarsa olsunlar, tanrının yanında tümüyle aciz sayılabilecek olan peygamberlere ne gerek vardı ? Hele hele tanrının emri olduğu söylenegelen dini kuralların vahyedildikten uzun yıllar sonra yazılı metin haline getirilmelerine ne demeli ? Kim hatırladı, kim kaydetti, kim aklında tuttu, kim kendisinden sonra gelenlere olduğu gibi aktarabildi de bunlar Allahın değişmez emirleri olarak yazılabildi ? En vahimi de, insanın doğuştan var olan hayvan yanı gereği kavgacılığı, şiddeti ile farklı dinler arasındaki savaşların, dökülen kanların, işkencelerin, idamların yüzyıllarca sonunun gelmemesi, daha da gelmeyecek olması...İnsanın doğasından gelen şiddet eğilimlerine insanı yüceltme amacıyla ortaya çıktığı iddia edilen dinlerin alet ediliyor, mazeret teşkil ediyor olmalarına ne buyrulur ? Sizce dinlerin insan şiddetini haklı gösterme aracı gibi kullanılması Allahın mı, insanların mı eseridir ?  Allah böyle bir amaca hizmet edebilecek bir din yaratmış olabilir mi ? Olmaz tabii, değil mi ? Allah, bizim bildiğimiz Allahsa eğer, olmaz. Ya da Allah yoktur. Başka türlü olamaz. Bu noktaya kadar geldikten sonra, hayat sürecimde karşıma çıkan olaylar, yaşadıklarım, başkalarının yaşadıkları, dünyanın ve doğanın yaradılışı, oluşumu gibi hala gizemi çözülememiş olaylar yavaş yavaş beni adını ister tanrı, ister allah, ister tabiat, ister üstün bir güç, ne koyarsak koyalım, bizden daha kuvvetli ve olaylara istediği gibi yön verebilme gücüne sahip bir kavramın varlığına götürdü.  İnsan, zekası, bilgisi ve istenciyle olayların belli bir süreç içindeki gelişimini etkileyebiliyor, hatta onu oluşturup değiştirebiliyor bile, ama sadece belli bir süreç ve limit içinde. Zamanı, mekanı, içeriği, nedeni , niçini, nasılı belli olmayan, daha doğrusu insan tarafından bilinemeyen bir noktada kontrol daima bir başka gücün eline geçiyor. Ölüyor, ya da kurtuluyorsunuz, seviliyor, ya da nefret ediliyorsunuz, kazanıyor, ya da kaybediyorsunuz, aynı anda hem iyi, hem kötü olabiliyorsunuz, kendiniz istemeseniz bile. Bir noktadan sonra olayı kontrol edemediğinizi fark ediyor, fakat bir şey yapamıyorsunuz. Bunun adına kader diyoruz. Başka bir şey diyemediğimiz için. “Beklenmedik olay” ya da “Beklenmedik şekilde” filan gibi sözleri sık sık söyler, ya da işitiriz, değil mi ? Kimin tarafından beklenmedik ? Neden beklenmedik ? Bizim tarafımızdan ve bizim bilebilme olanağına sahip olduğumuz nedenlerle. Ama gerçekten bu olay, ya da olgu, beklenmedik midir ? Hiç de beklenmedik olmadığı bir güç var mıdır ? Ansızın sanki ödüllendirildiğimiz, veya cezalandırıldığımız  hissine kapıldığımız olmaz mı ? Ödüllendiren, ya da cezalandıran biri ortalıkta olmadığına göre bu nedendir ? Kader dediğimiz şey nedir ? Neden her açıklayamadığımız şeyi kader’e bağlarız ? Aslında tam da “tanrı” mı demek isteriz acaba ? Bir uçak kazasında ölmenin olasılık hesabı matematik olarak çok düşük olduğuna göre  o ölümün Ahmet ya da Ayşe’ye rastlaması sadece bir rastlantı mıdır ? O halde rastlantı nedir ? Rastlantı’yı kim icat etmiştir ? Bir depremden neden birisi yer altından sağ çıkarılır da yanındaki çıkarılamaz ? Dünya ne acayip bir şeydir ki ; fizik olarak en anlamsız şekilde kendi etrafında dönüp duran , içi ateşten bir toptur ?  Güneş ve dünya boşlukta nasıl durmaktadırlar ? Neden biri sabittir de öbürü değildir, biri  öbürünün etrafında dönüp durmaktadır ? İnsan temelde memeli bir kara hayvanı olduğuna göre, onun beynine aklı koyup da dünyaya hakim kılmayı kim akıl etmiştir ? Bununla ne düşünülmüş, ne beklenmiştir ? Peki, gelinen nokta nedir ? Uygarlık mı, gelişme mi, sözde insanların kurtuluşunu, mutluluğunu sağlama amacıyla yine insanlar tarafından icat edilip tümüyle başarısız olan dinler mi ?…Bu fikirler çok daha uzaklara kadar götürülebilir ve daha da rafineleştirilebilir. Fakat sonuç değişmez. Dönerek hep aynı yere varılır. Bütün dinler insan icadıdır ve başarısız icatlardır. Buna karşılık tanrı vardır ve dinlere filan hiç aldırmadan insanları çok başarılı bir şekilde yönetmektedir. Hatta onlarla oynamaktadır bile….Biz ise hala büyük büyük kısır döngüsel kavramlar üzerinde düşünüp birbirimizi yiyeduralım…

Asuman Yücel, İst. 2014.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder