NİSAN 2005, FLORANSA GEZİSİ:
Uzun zamandan beri hep gitmek
ve gezmek istediğim bir kentti Floransa…Ortaçağ ve Rönesansın dünyaca ünlü bu
İtalyan kentini gezmek, hem o eserleri görmek, hem de ”bir ülkenin değeri dünya
uygarlığına yaptığı katkının boyutu ile ölçülür” özdeyişini doğrulamak
açısından önemliydi. Gerçi İtalya’nın dünya uygarlığına yaptığı katkıyı bilmek için Floransa’yı
görmeğe gerek yoktu ama bu kent o imajı pekiştirecekti. Gitmişken yine bir
ortaçağ kenti olan Siena’yı, ünlü Toscana countryside’ını ve daha önce 2 defa
gittiğim halde bir türlü görme fırsatı bulamadığım antik Roma’yı da gezmek istiyordum.
Bunun için de o saçma turlarla değil, kendi bildiğim gibi başımı alıp gitmem
gerekiyordu. Ayrıca İtalya’yi çok cazip bir ülke olarak görmemin ve sevmemin de
etkisi var tabii.. Özetle, bunların hepsi görüldü, çok mutlu oldum, ancak bir
hayli yoruldum. Olsun, ölmeden önce hiçbir şey içimde kalmayacak, buna
kararlıyım !..
Floransanın müzeleri,
sarayları, heykelleri, resimleri, kiliseleri, köprüleri hakkında hem biraz
bilgi vermek, hem de kendime anımsatmak üzere kayda geçirmek istiyorum.
Kent içinde, dar bir sokakta
Dante’nin evinin karşısındaki eski, fakat restore edilmiş bir bina olan bir
butik otelde 6 gün kaldım.
Otel sahibinin yardımıyla, randevusuz
girilemiyecek kadar izdiham olan Uffizi Sarayı müzesini hızlı randevu alarak
gezebildim. Rönesans Floransası ve Mediciler döneminden kalma bu saray çok
büyük bir resim ve heykel müzesine dönüştürülmüştü. Boticelli, Tiziano, Rafaello’nun
resimleri ve Michelangelo, Donatello dahil çok ünlü Rönesans heykeltıraşlarının
eserleri vardı. Göz kamaştırıcıydı. 4 saat oradan ayrılamadım.
Kent gezilerimde ünlü Ponte
Vecchio köprüsü ve oradan Arno nehrinin görüntüsünü fotoğrafladım. Köprü
üzerindeki küçük dükkanları gezdim.
Floransa’nın entrikalarıyla
ünlü, ama aynı zamanda sanatçıların koruyucusu olan Toscana Dükleri Medici
ailesinin sarayında bu ailenin hemen hemen bir kral ihtişamına yakın
zenginlikteki günlük yaşamları ve eşyaları sergileniyordu.
Kentteki Santa Croce
manastırında Dante, Michelangelo, Machiavelli ve Galileo Galilei’nin mezarları
var.
Palazzo Vecchio başka
bir çok ünlü saray ve müze. Rönesansın
iki tane ünlü Davut heykeli var. Biri Donatello’nun, diğeri Michelangelo’nun.
İkisini de bu müzede görme fırsatı buldum. Maalesef müzelerin içinde fotoğraf
çektirmiyorlardı.
Kentin farklı bir
mimarisi olan, içi-dışı tamamen işlemeli ve çok zarif (Duomo) katedrali
turistlerin gözdelerinden biri.
Medicilerin özel kilisesi
Capella di Medici, eski Floransa’nın etrafı saraylarla çevrili pazar yeri,
bugün halkın en önemli gezme, yeme, içme mekanı olan Piazza di Republica, San
Marco Katedrali ve meydanı görülmeğe değer diğer yerlerdi ama bence en güzeli
Floransa’nın ara sokaklarıydı. Bu kadar mı güzel mimari olur, bu kadar mı
zarafetle süslenir ve bu kadar mı iyi korunur ? Bizde birilerinin, özellikle de
İstanbul yöneticilerinin gerçekten kulaklarının çınlaması lazım.
Kentin akustiğiyle ünlü
kiliselerinden ikisinde iki ayrı Barok müzik konseri de izledim. Biri sadece
Bach’ın org eserleriydi. Diğeri ise Vivaldi’nin oda orkestrası eserleri. Bu
müzikleri yerinde izlemenin keyfini anlatmak imkansız.
Tabii söylemeğe gerek yok,
Floransa’da tek bir modern yapı görmek mümkün değil. Kentin modern kısmı Arno
nehrinin diğer kıyısında ve hayli uzakta. Zaten sanayi izni verilmediği ve
Toscana’nın geleneksel üretim şekli bağlar, bahçeler, şarapçılık ve sonradan da
tarih ve turizm olduğu için yörede hiçbir büyük şehir yok. Floransa ve Siena’ya
bütünüyle müze kentler de
diyebilirsiniz. Toscana vadisi yemyeşil, göz alabildiğine bağlar, bahçeler,
şirin köyler, kasabalar, güzel giyimli insanlar. Zenginlikle zarafet her
taraftan taşıyor…
Floransa’dan günü birlik
trenle Siena’yı görmeğe gittim. Rönesans döneminde birbirine rakip iki dükalık
durumunda olan bu iki kent bugün sahip oldukları eserlerle biribirini tamamlar
duruma gelmişler. Siena’da da Floransa’daki kadar değerli saray ve müzeler var,
özellikle çevresi saraylar ve kiliselerle süslü büyük bir bir şehir meydanı var
ki; estetiği gözleri kamaştırıyor !...Ama Floransa daha büyük bir şehir,
dominant…
Sonra dönüş yolunda bir de
trenle (İtalya’nın trenleri çok güzel ve şık) Roma…Roma’ya daha önce 2 kez
gittiğim halde bir türlü yakından görme imkanı bulamadığım Antik Roma’da
Colisseum, Forum Romana, ünlü Roma Senatosu, Septimus Severus zafer anıtı,
tapınaklar, Augustus’un kızı Julia’nın kendi adına yaptırdığı tapınak, Hipodrom,
Roma İmparatorlar Sarayının bulunduğu Palatino tepesi, Caracalla Hamamları gibi
tarih hazinelerini gezdim. İnanılmazdılar, ancak zengin İtalyan Devletini biraz
ayıpladım, zira tahmin ettiğimden daha bakımsızdılar. Hiç restore
edilmemişlerdi. Üstelik ortaçağdaki fanatik hristiyanlık döneminde Roma
eserleri putperest diye tahribat ve tahrifat bile görmüştü, Caesar’ın
merdivenlerinde öldürüldüğü ünlü Senato binasının içine kilise yapılmıştı !..Palatio,
yani saray dökülecek halde olduğundan birçok yerine inip çıkmak can güvenliği
nedeniyle yasaklanmıştı. Hipodrom kazı yapılıp ortaya çıkarılmamıştı. Zemini
çimenlik koca bir alan öylece duruyor, çevresinde tribünler bile belli oluyor
ama açmamışlar ! İtalyaya hiç yakıştıramadım. Rönesansa gösterdikleri özeni besbelli
eski Roma’dan esirgemişler.
İşte bu gezi de böyle geçti.
Gerçekten muhteşemdi ve değdi….
Asuman Yücel, 2005.
Asuman Yücel, 2005.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder