11 Ekim 2015 Pazar

GEZİLERİM-4, FLORANSA 2005

NİSAN 2005, FLORANSA GEZİSİ:

Uzun zamandan beri hep gitmek ve gezmek istediğim bir kentti Floransa…Ortaçağ ve Rönesansın dünyaca ünlü bu İtalyan kentini gezmek, hem o eserleri görmek, hem de ”bir ülkenin değeri dünya uygarlığına yaptığı katkının boyutu ile ölçülür” özdeyişini doğrulamak açısından önemliydi. Gerçi İtalya’nın dünya uygarlığına  yaptığı katkıyı bilmek için Floransa’yı görmeğe gerek yoktu ama bu kent o imajı pekiştirecekti. Gitmişken yine bir ortaçağ kenti olan Siena’yı, ünlü Toscana countryside’ını ve daha önce 2 defa gittiğim halde bir türlü görme fırsatı bulamadığım antik Roma’yı da gezmek istiyordum. Bunun için de o saçma turlarla değil, kendi bildiğim gibi başımı alıp gitmem gerekiyordu. Ayrıca İtalya’yi çok cazip bir ülke olarak görmemin ve sevmemin de etkisi var tabii.. Özetle, bunların hepsi görüldü, çok mutlu oldum, ancak bir hayli yoruldum. Olsun, ölmeden önce hiçbir şey içimde kalmayacak, buna kararlıyım !..
Floransanın müzeleri, sarayları, heykelleri, resimleri, kiliseleri, köprüleri hakkında hem biraz bilgi vermek, hem de kendime anımsatmak üzere kayda geçirmek istiyorum.
Kent içinde, dar bir sokakta Dante’nin evinin karşısındaki eski, fakat restore edilmiş bir bina olan bir butik otelde 6 gün kaldım.
Otel sahibinin yardımıyla, randevusuz girilemiyecek kadar izdiham olan Uffizi Sarayı müzesini hızlı randevu alarak gezebildim. Rönesans Floransası ve Mediciler döneminden kalma bu saray çok büyük bir resim ve heykel müzesine dönüştürülmüştü. Boticelli, Tiziano, Rafaello’nun resimleri ve Michelangelo, Donatello dahil çok ünlü Rönesans heykeltıraşlarının eserleri vardı. Göz kamaştırıcıydı. 4 saat oradan ayrılamadım.
Kent gezilerimde ünlü Ponte Vecchio köprüsü ve oradan Arno nehrinin görüntüsünü fotoğrafladım. Köprü üzerindeki küçük dükkanları gezdim.
Floransa’nın entrikalarıyla ünlü, ama aynı zamanda sanatçıların koruyucusu olan Toscana Dükleri Medici ailesinin sarayında bu ailenin hemen hemen bir kral ihtişamına yakın zenginlikteki günlük yaşamları ve eşyaları sergileniyordu.
Kentteki Santa Croce manastırında Dante, Michelangelo, Machiavelli ve Galileo Galilei’nin mezarları var.
Palazzo Vecchio başka bir  çok ünlü saray ve müze. Rönesansın iki tane ünlü Davut heykeli var. Biri Donatello’nun, diğeri Michelangelo’nun. İkisini de bu müzede görme fırsatı buldum. Maalesef müzelerin içinde fotoğraf çektirmiyorlardı.
Kentin farklı bir mimarisi olan, içi-dışı tamamen işlemeli ve çok zarif (Duomo) katedrali turistlerin gözdelerinden biri.
Medicilerin özel kilisesi Capella di Medici, eski Floransa’nın etrafı saraylarla çevrili pazar yeri, bugün halkın en önemli gezme, yeme, içme mekanı olan Piazza di Republica, San Marco Katedrali ve meydanı görülmeğe değer diğer yerlerdi ama bence en güzeli Floransa’nın ara sokaklarıydı. Bu kadar mı güzel mimari olur, bu kadar mı zarafetle süslenir ve bu kadar mı iyi korunur ? Bizde birilerinin, özellikle de İstanbul yöneticilerinin gerçekten kulaklarının çınlaması lazım.
Kentin akustiğiyle ünlü kiliselerinden ikisinde iki ayrı Barok müzik konseri de izledim. Biri sadece Bach’ın org eserleriydi. Diğeri ise Vivaldi’nin oda orkestrası eserleri. Bu müzikleri yerinde izlemenin keyfini anlatmak imkansız.
Tabii söylemeğe gerek yok, Floransa’da tek bir modern yapı görmek mümkün değil. Kentin modern kısmı Arno nehrinin diğer kıyısında ve hayli uzakta. Zaten sanayi izni verilmediği ve Toscana’nın geleneksel üretim şekli bağlar, bahçeler, şarapçılık ve sonradan da tarih ve turizm olduğu için yörede hiçbir büyük şehir yok. Floransa ve Siena’ya bütünüyle  müze kentler de diyebilirsiniz. Toscana vadisi yemyeşil, göz alabildiğine bağlar, bahçeler, şirin köyler, kasabalar, güzel giyimli insanlar. Zenginlikle zarafet her taraftan taşıyor…
Floransa’dan günü birlik trenle Siena’yı görmeğe gittim. Rönesans döneminde birbirine rakip iki dükalık durumunda olan bu iki kent bugün sahip oldukları eserlerle biribirini tamamlar duruma gelmişler. Siena’da da Floransa’daki kadar değerli saray ve müzeler var, özellikle çevresi saraylar ve kiliselerle süslü büyük bir bir şehir meydanı var ki; estetiği gözleri kamaştırıyor !...Ama Floransa daha büyük bir şehir, dominant…

Sonra dönüş yolunda bir de trenle (İtalya’nın trenleri çok güzel ve şık) Roma…Roma’ya daha önce 2 kez gittiğim halde bir türlü yakından görme imkanı bulamadığım Antik Roma’da Colisseum, Forum Romana, ünlü Roma Senatosu, Septimus Severus zafer anıtı, tapınaklar, Augustus’un kızı Julia’nın kendi adına yaptırdığı tapınak, Hipodrom, Roma İmparatorlar Sarayının bulunduğu Palatino tepesi, Caracalla Hamamları gibi tarih hazinelerini gezdim. İnanılmazdılar, ancak zengin İtalyan Devletini biraz ayıpladım, zira tahmin ettiğimden daha bakımsızdılar. Hiç restore edilmemişlerdi. Üstelik ortaçağdaki fanatik hristiyanlık döneminde Roma eserleri putperest diye tahribat ve tahrifat bile görmüştü, Caesar’ın merdivenlerinde öldürüldüğü ünlü Senato binasının içine kilise yapılmıştı !..Palatio, yani saray dökülecek halde olduğundan birçok yerine inip çıkmak can güvenliği nedeniyle yasaklanmıştı. Hipodrom kazı yapılıp ortaya çıkarılmamıştı. Zemini çimenlik koca bir alan öylece duruyor, çevresinde tribünler bile belli oluyor ama açmamışlar ! İtalyaya hiç yakıştıramadım. Rönesansa gösterdikleri özeni besbelli eski Roma’dan esirgemişler.
İşte bu gezi de böyle geçti. Gerçekten muhteşemdi ve değdi….

Asuman Yücel,  2005.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder