TARİHİ BURSA
GEZİSİ, 2012 :
29-30 Mayıs
2012 tarihlerinde Bursa’ya kısa bir gezi
yaptım. Amacım Bursa’nın restore edilen ve halkın ziyaretine açılan önemli
tarihi eserlerini görmekti. Eski Bursa diye anılan Yıldırım, Yeşil, Osmangazi,
Tophane ve Muradiye semtlerinde yoğunlaşan cami ve türbeler, hanlar,
hamamlar ile eski evler ve asırlık
çınarlar son derece etkileyiciydi. Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan
Bursa’da neredeyse tüm tarihi eserlerin 1300 ve 1400 lü yıllara ait olmaları,
Osmanlı Türk tarihinin bu en eski merkezinde 600 yıldan fazla bir süre önce
neler yaşandığını düşündürüyor ve hayal
gücünün sınırlarını zorluyor. En önemli eserler, bence kenti tepeden gören
tarihi Tophane’deki Osmangazi ve Orhangazi türbeleri. Çok sade olan bu
türbelerdeki sandukalara bakarken çağları etkileyen bir İmparatorluğun nasıl
kurulduğunu düşünüp hayallere dalıyor insan. Devlet kurucusu ve bir
İmparatorluğa adını veren Osman Gazi’nin büyük sıfatına hürmeten biraz daha
süslü olan basit türbesi insana öyle bir hüzün veriyor ki, görmeden tasavvur
etmek imkansız. Neler gelmiş, neler geçmiş, neler olmuş, nasıl olmuş, bir film
şeridi gibi düşünüyorsunuz. Anadolu Selçuklu Devletine vergi veren özerk bir
beylik iken, çevresindeki diğer beylikleri egemenliği altına alarak
Selçuklu’dan bağımsızlığını ilan eden ve yeni bir devletin temellerini atan adam Osman Gazi. Anlatırken
kolay geliyor, 700 yıl önce, sadece 400 atlı ve çadırlarıyla
Söğüt’te konuşlanmış Ertuğrul Gazi oğlu Osman Gazi nasıl olmuş da bu temelleri,
hem de bu kadar sağlam olarak atabilmiş? Nasıl bir devrimci ruhlu yiğitti kimbilir…İşte orada yatıyor, devletin yaşı ile
eşit yaştaki çınarların gölgesinde…Osman Gazi öldüğünde henüz Bursa fethedilmemişti. Önce nereye gömüldüğü
çok net değil. Fakat oğlu Orhan Gazi tarafından fethedilen ve
başkent yapılan Bursa’ya ilk defnedilen Osmanlı Beyi olduğu muhakkak. Ölüm
tarihi 1324. Sandukasının baş ucunda
sarık yok, börk var. Hala o göçebe Oğuz’un sembolü…
Orhan Gazi
türbesi çok sade. Bizans’dan Bursa’yı
ve İznik’i alan, Avrupa’ya geçen, Batı Trakya’yı
fetheden, Bursa’yı başkent yapan, ilk Osmanlı parasını bastıran, Osmanlı’yı
beylikten devletliğe terfi ettiren Bey. Neler
yapmış ama Osmanlı hala küçük bir devlet…Orhan Bey, sadeliği içinde, çok uluslu
Osmanlı devletinin tarihinde oynadığı olağanüstü önemli role yakışır bir vakarla yatıyor…Ölümü
1361. Tarihi kent merkezinde kalan Orhan camii kendisi tarafından yaptırılmış,
1330 tarihli. Çevresi kapatılmamış, son derece güzel bir doğal parka
dönüştürülmüş. Özellikle yaşlı insanlar banklarda oturuyor, gelip geçen “yeni
nesli” ve dondurmacıları seyrederek kimbilir, belki de kendi çocukluk ve
gençliklerini hayal ediyorlar…
Sonra
Çekirge’deki Hüdavendigar camii ve
türbesi… I.Murad Edirne’yi alan
hükümdar. Osmanlı tarihinde kendisine “şehit” deniyor. Sırbistan ve Kosova’yı
fetheden ve savaştan sonra Kosova’daki
savaş meydanında bir Sırp tarafından
hançerlenerek şehit edilen Osmanlı sultanı. Sultan sıfatı Osmanlı hükümdarları için ilk kez Murad-ı
Hüdavendigar ile kullanılmağa başlıyor. Ondan önce sadece Bey veya Gazi. Ölümü 1389. Türbesi oğlu I.Bayezid (Yıldırım Bayezid ) tarafından yaptırılıyor.
Yıldırım
Bayezid’le Osmanlı şan, şöhret, ün ve ihtişam kazanmağa başlıyor. Genç, atak ve
tedbirsiz Yıldırım hiç hak etmediği bir sonla, barbar bir Moğol eliyle (Timur)
karşılaştığı akıbeti kabullenmediği için hayatına son vermeyi tercih ederek
tarihteki hüzünlü yerini alıyor. Ölümü 1402. Benim tüm Osmanlı padişahları
içinde en fazla sevdiğim ve hep farklı bir yere koyduğum Yıldırım Bayezid,
Bursalıların gönlünde de asırlardan beri büyük bir yer tutmuş olmalı ki,
neredeyse her yerde bir Yıldırım. Sanki kentin asıl sahibi Yıldırım’mış gibi…Yaptırdığı
2 cami ve külliyeler olağanüstü… Fetret devrinde gömüldüğü Akşehir’deki naaşı, ancak 10 yıl sonra oğlu Çelebi Mehmet
( I. Mehmet ) tarafından Bursa’ya getirilip, kendi adı verilen camiin bahçesinde yaptırılan
türbesine defnedilebiliyor. Ama bu cesur ve yiğit adamın Bursa’daki asıl büyük
eseri, şaşkınlık ve hayranlıktan
tüylerimi diken diken eden Ulucami. Yüzyılları ve devirleri aşarak hala “ben en
büyüğüm” diyor. Yıldırım’ın 1399 yılında
yaptırdığı bu müthiş cami, taşıdığı çok özgün mimari hatlarıyla İstanbul’dakileri bile
sollayabilir bence. Nefis iç
havuz-şadırvanına hayranlıkla bakakaldım. Hat sanatının en zarif ve inanılmaz
incelikteki eserleriyle bezenmiş olan bu alışılmamış büyüklükteki cami, içine
her gireni büyüleyen bir yapı. Hatta içinde yerlere oturup sohbet edenler,
kuran veya kitap okuyanlar, uyuyanlar , fotoğraf çekenlerle, başka camilerde
bulunmayan garip bir özgürlük ortamı da var. Buna ben de uyup bir saat kadar bu muhteşem abideyi içime çektim ve Yıldırım’a bir kez daha
hayran oldum.
Ulucami’nin
arkasında, büyük bir alanı kaplayan Bursa Çarşısı’nı anmadan geçemiyeceğim.
Kısmen Kapalıçarşı, kısmen üstü örtülmüş açık çarşı olan bu büyük, geleneksel
alışveriş kompleksi de Osmanlı devletinin kurulduğu ilk yıllardan bugüne kadar
aralıksız halka hizmet etmekte devam ediyor. Çarşıda en güzel gıda
maddelerinden giyim-kuşama, çeyizliklerden mücevherata kadar geniş bir
alım-satım imkanı var. Aradığınız her şeyi bu çarşıda bulabilirsiniz. Diğer bir
deyişle, “yok yok !”. Bursa’da, önemli bir ticaret merkezi olması dolayısıyla,
gelip giden tüccar ve alıcıların kalmaları için yaptırılmış çok sayıda han da var.
Bu hanların en ünlüsü “Koza Han”. Vaktiyle Bursa’nın ünlü ipeklilerine izafeten
adı “Koza Han” olarak anılagelmiş bu han, şimdilerde hatıra eşya dükkanları,
turistik halıcılar ve avlusundaki büyük kafe ile ünlü. Çok güzel restore
edilmiş. Avludaki ulu çınar da estetiğe estetik katıyor. Ben de bu kafede
oturup çevreyi uzunca bir süre seyrettim.
Bursa’yı Bursa yapan diğer abidelerden en önemlisi
Yeşil semtinin ünlü Yeşil Cami Külliyesi ve Yeşil Türbe, malum. Her ikisi de
Yıldırım Bayezid’in oğlu Çelebi Mehmet
(I. Mehmet) tarafından yaptırılmış. Kardeşleri İsa, Süleyman ve Musa
Çelebi’leri yenerek Osmanlı’yı yeniden bir bayrak altında toplayan
ve kaldığı yerden devam ettiren Çelebi Mehmet, devleti yeniden kuran kişi
olarak tarihe geçmiştir. Ölümü 1421 dir.
Çok özgün ve estetik bir yapı olan Yeşil
Türbe, fevkalade güzel İznik çinileri ve tavan süslemeleri ile ünlü. Bursa’daki
ilk 6 padişah türbesinin en güzeli olan Yeşil Türbe, bir bakıma Bursa’nın
sembolü olagelmiş. Fakat bence asıl sembol Ulucami olmak gerekir. Yeşil
türbenin hemen yanındaki Yeşil Cami de çini süslemeleri ve geniş külliyesi ile
Yeşil türbenin tamamlayıcısı gibi duruyor.
Yeşil
Türbe’ye yakın mesafede Bursa manzarasının en güzel seyredilebildiği bir tepe
üstünde bulunan Emirsultan ise Bursa’nın bir çeşit uhrevi ziyaretgahı. Aynı
kompleks içinde bulunan Emirsultan camii ve türbesi, her zaman dertlerine çare
arayanların, ruh sıkıntılarını dindirmek isteyenlerin ve yalnız insanların ziyaretgahı
olmuş ve olmakta. İnsanlar orada edilen duaların kabul edileceğine inanmaktalar.
Emir Sultan, Yıldırım Bayezid zamanında yaşamış, Yıldırım’ın seferlerine katılmış, üstün meziyetlere sahip
sayılan, yüksek dini eğitim almış, peygamber sülalesinden gelen bir kişi. Yıldırım
Bayezid’in damadı. Camii ve türbesi eşi tarafından yaptırılmış olup 1410 yılı civarındadır.
6. Padişah
türbesi ise Muradiye semtindeki II. Murad
külliyesi ve türbeler kompleksinde. Fatih Sultan Mehmed’in babası, Varna
ve 2. Kosova savaşlarının kahramanı, Edirne’yi Osmanlı Devleti’nin ikinci
başkenti yapan II.Murad, vasiyeti gereği son derece sade olan türbesinin
altında, sanduka yerine ortası toprak, etrafı mermerle çevrili düz bir mezarda
yatmakta . Başucuna hiçbir alamet konmamış. Ölüm tarihi 1451 . Aynı türbe altında çok sevdiği oğlu şehzade
Alaaddin’in de mezarı var. Muradiye
camiinin bahçesinde birden fazla türbe bulunmakta. Türbelerde Osmanlı tarihinin
bir çok ünlü isimleri de gömülü. Cem Sultan’ın, Kanuni’nin öldürttüğü oğlu
şehzade Mustafa’nın ve annesi Mahidevran Hatun’un türbeleri burada. Ancak,
türbelerin hepsi açık değil. Restorasyon gerekçesiyle kapalı tutulan bazı
türbelerde herhangi bir restorasyon izi
görülmediği gibi, tersine, kapalı tutulmaktan dolayı bakımsız kaldıkları gözlenmekte. Osmanlı tarihinin bir döneminin
hikayesi demek olan bu türbelerin ve içinde bulundukları olağanüstü güzel doğal
bahçenin ziyaret edenleri hayran bırakacak bir bakımlılıkta olması temenni
edilir.
Bursa’da
restore edilen bazı eski Bursa evleri ve konaklarının Müze, Belediye binası, Kültür merkezi, Konferans
salonu gibi amaçlarla kullanılmaları takdire değer. Bir diğer anıtsal miras ise
500-600 yıllık çınarlar. Hiçbir kentte
rastlanmıyacak kadar çok sayıdaki bu
muazzam çınar ağaçları ve korunmalarına gösterilen özen, her türlü takdirin
ötesinde. Modern Bursa sıradan bir şehir. Fakat tarihi Bursa eşsiz. Osmanlı
Devleti’nin İstanbul’dan önceki bir diğer başkenti olan Edirne’de çok değerli
tarihi eserlere karşılık tek bir padişah
türbesinin dahi bulunmaması, hatta öldürülen şehzadelerin türbelerinin bile
Bursa’da olması herhalde ince düşünülerek yapılmış bir uygulama. İlk başkente
karşı bir borç ödemesi mi acaba ? Sebep her neyse, bu kutsal istirahatgahlar ve geriye kalan paha biçilmez
eserler tarihi Bursa’ya çok yakışmış. Bu ağır sorumluluğu güzel taşıyor. Bursa’nın
muhteşem tarihi mirasını “mutlaka gidin, görün” diyorum.
Bu arada
yine görmenizi şiddetle tavsiye ettiğim inanılmaz çirkinlikte bir olumsuzluk da
var. Bursa’nın tepelerinin başladığı rampada, yani tarihi Bursa’nın hemen
burnunun dibinde TOKİ’nin yaptırdığı çok katlı, bir örnek, son derece çirkin
konutlar, Bursa’nın manzarasını katletmiş. Gözlerime inanamadım, “insan olan
böyle bir şeyi nasıl yapar ?” diye. Herkes görmeli ve kınamalı. Ben bu cinayete
izin veren Bursa B.Ş. Belediyesini de şiddetle kınıyorum. İstanbul’daki
gökdelenlere tahammül edemezken bir de Bursa çıktı. Bu rezalete bir dur diyecek
yok mu ?
Asuman Yücel, İst. 2012.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder