3 KİTAP :
Bence
dünyada insana dair ne varsa söylemiş 3 tane kitap var. İnsan ruhunu en iyi
tanımış, derinine inebilmiş ve iyisiyle, kötüsüyle içindeki mücadeleleri,
çatışmaları, çelişkileri vurgulayabilmiş bu 3 kitap, Miguel de Cervantes'in Don
Quixote romanı, Friedrich Nietzsche'nin Zerdüşt Böyle Dedi adlı felsefi eseri
ve Fyodor Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler romanı. Birçok büyük roman var.
Felsefi doktrinler sayısız. Ama yalnızca insana dönük olarak, insanla ilgili
olarak bütün bu hikayelerin, felsefe
teorilerinin tamamının ötesine geçen, insanın sonsuz boyutlarını çırılçıplak
ortaya koyuveren başka eser yok. İnsanı öğrenmeğe çalışacaksanız bu 3 kitabı okuyun, ama gözlemci bir ruhla ve
sabırla, derinine inmeğe çalışarak okuyun, başka bir kitap okumağa gerek
kalmadığını göreceksiniz. Diğerleri katkıda bulunur şüphesiz, ama asıl olan, öz olan bu üçü.
Don Quixote
hep gayet yüzeysel bir mizah söylemi içinde yeldeğirmenleriyle savaşıyla v.s. komikleştirilerek
zikredilir. Mizahi olaylar ön plana çıkarılır. Çok yazık. Oysa Cervantes Don
Quixote'in kişiliğini, çevresindeki insanları, onların yaşayış ve davranışlarını,
insanı ve onun erdemleri ile bayağılıkları arasındaki çelişkileri zamanı ve
mekanı aşarak çok ciddi şekilde ele
almış ve derinlemesine inceleyerek
mizahi bir üslup içinde vurucu biçimde sergilemiştir. 17. yüzyıldan bu
yana bu eserin evrensel düzeyine yaklaşabilmiş bir başka eser bulmak çok
zordur. İyi ile kötünün, geçmiş ile bugünün, erdem ile erdemsizliğin, hayal ile
gerçeğin, zeka ile deliliğin ve insanın içinde aynı anda bulunan olumlu ve
olumsuz tüm unsurların çelişkilerini mükemmel şekilde yansıtabilen bu büyük
eser, Cervantes'in şaheseri olarak, romancılığın zirvesi olan 19. yüzyıldan 200
yıl önce erişilmesi güç bir başarı
sergilemiştir.
Nietzsche'nin
en önemli eseri "Zerdüşt Böyle Dedi" ye gelince, bu sert ve inkarcı
filozofun tanrıyı ve onu yaratan insan zaaflarını ağır şekilde eleştirdiği ve
islam felsefesindeki "kamil insan" benzeri bir "üst insan"
tiplemesini ve tasavvuf felsefesindeki "enel hak" kavramının
benzerini geliştirdiği bu eseri başka
hiçbir felsefi eserde görülmeyen özgün yaklaşımıyla tüm felsefe akımlarından
ayrılmış ve başlı başına bir "Nietzsche'ci" felsefe yaratmıştır. Doktrininin
başlıca çıkış noktası insana ait tüm zaaf ve çelişkiler ile aynı anda varolan
erdemlerin çatışmasını son derece derinlemesine analiz edebilmiş olmasındadır.
Öyle ki, bu çatışma, insanın kendi kendisini huzura erdirebilmesi için aslında
varolmayan mistik güçler de yaratmış ve böylece tanrı ve dinler ortaya
çıkmıştır. Bu kavramların da bir çözüm olmadığı, çelişkileri daha da
derinleştirmesinden ve yol açtığı sonu olmayan mücadelelerden anlaşıldığına
göre, nihai çözümü yine insanın kendisinde aramak gerekecektir. Yazarın
"tanrı öldü" ve "şeytan, cennet ve cehennem yoktur"
reddiyeleri ünlüdür. İnsanda varolan erdemlerin ön plana çıkarıldığı üst insanın
yetiştirilmesi kavramı Nitzsche'yi de yine her zaman olduğu gibi yüzeysel
olarak anlayan ve yorumlayanların kalemlerinde bir "üstün insan" kavramı
gibi ele alınmış, hatta Hitler'in üstün ırk teorisinin Nietzsche'den
esinlendiği bile ileri sürülmüştür. Teologlar da dahil olmak üzere lehinde ve
aleyhinde en fazla yazılıp çizilmiş, polemik ve eleştirilere neden olmuş, uzun
yıllar yok sayılmış, hatta papalık tarafından "afaroz" edilmiş bu
büyük filozofun bugün bile layıkıyla anlaşıldığı söylenemez. Çağının ve bugünün
ilerisinde olan düşünceleri şüphesiz bu anlaşılamama olayında önemli rol
oynamıştır. Son yıllarda yeniden okunmaya ve anlaşılmaya çalışılan Nietzsche
ölümünden 150 yıl sonra talihin ve tarihin ironik bir cilvesi olarak felsefe
yazarları ve eleştirmenlerinden çok, genç nesil tarafından okunur ve gelecek
yıllara aktarılabilir olmaya başlamıştır.
Ve nihayet
Dostoyevski. Romanlarında insanla ilgili ne varsa yazmış, kendisinden sonra
gelenlere yazacak birşey bırakmamış bu büyük yazar, en inanılmaz eseri olan son
romanı Karamazov Kardeşler'de her hakkıyla okuyanı hayretler içinde bırakacak
bir şaheser yaratmış ve romanın karakterleri, üzerinden 150 yıl geçtikten sonra
bile gerçeklik ve canlılıklarını kaybetmemişlerdir. Baba Karamazov, İvan,
Dimitri ve Alyoşa'nin erdemden kötülüğe, şiddetten tövbeye, günahtan iyiliğe
savruluşları ve bunların nedenleri, hiçbirinin klasik romanlarda genellikle görüldüğü gibi belirli bir iyi, ya
da kötü karakterinin olmayışı ve kişiliklerinin içinde mevcut olan keskin
çelişkiler, birbirleri ile ve diğer insanlarla aynı derecede çelişkili
ilişkilerinin anlatımındaki üstün yetkinlik Dostoyevski'yi dahi ilan etmeğe
yeter de artar bile. Çağdaş yazarlar belki de hiçbir zaman Dostoyevski ile boy
ölçüşemeyecek olmanın verdiği eziklikle onun tarzında yazmayı hiç denememiş,
böylece Nietzsche'den sonra felsefede olduğu gibi , Dostoyevski'den sonra da
edebiyatta yön ve tarz değişikliği olmuş, insanı anlamaktan çok insani olayları
anlamaya yönelen aktivist bir yaklaşım 20. yüzyılın başlıca edebiyat akımı
haline gelmiştir.
Ben diyorum
ki : Eğer insanı mutlaka ve gerçekten tanımak ve anlamak istiyorsanız, ( ki bu
mümkün değildir) en azından buna çabalıyorsanız, başkalarının değil, kendi
gözlem ve deneyimlerinizin üstüne bu 3 kitabı okumanız yeter. Okuyun, şüphesiz mümkün
olduğu kadar çok okuyun, ancak bilin ki, amacınız insanı analiz etmekse gerisi
sadece katkı olur.
Asuman
Yücel, Haziran 2015, İstanbul.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder