10 Ekim 2015 Cumartesi

3 KİTAP


3 KİTAP :

Bence dünyada insana dair ne varsa söylemiş 3 tane kitap var. İnsan ruhunu en iyi tanımış, derinine inebilmiş ve iyisiyle, kötüsüyle içindeki mücadeleleri, çatışmaları, çelişkileri vurgulayabilmiş bu 3 kitap, Miguel de Cervantes'in Don Quixote romanı, Friedrich Nietzsche'nin Zerdüşt Böyle Dedi adlı felsefi eseri ve Fyodor Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler romanı. Birçok büyük roman var. Felsefi doktrinler sayısız. Ama yalnızca insana dönük olarak, insanla ilgili olarak  bütün bu hikayelerin, felsefe teorilerinin tamamının ötesine geçen, insanın sonsuz boyutlarını çırılçıplak ortaya koyuveren başka eser yok. İnsanı öğrenmeğe çalışacaksanız  bu 3 kitabı okuyun, ama gözlemci bir ruhla ve sabırla, derinine inmeğe çalışarak okuyun, başka bir kitap okumağa gerek kalmadığını göreceksiniz. Diğerleri katkıda bulunur  şüphesiz, ama asıl olan, öz olan bu üçü.
Don Quixote hep gayet yüzeysel bir mizah söylemi içinde yeldeğirmenleriyle savaşıyla v.s. komikleştirilerek zikredilir. Mizahi olaylar ön plana çıkarılır. Çok yazık. Oysa Cervantes Don Quixote'in kişiliğini, çevresindeki insanları, onların yaşayış ve davranışlarını, insanı ve onun erdemleri ile bayağılıkları arasındaki çelişkileri zamanı ve mekanı aşarak çok ciddi  şekilde ele almış ve derinlemesine inceleyerek  mizahi bir üslup içinde vurucu biçimde sergilemiştir. 17. yüzyıldan bu yana bu eserin evrensel düzeyine yaklaşabilmiş bir başka eser bulmak çok zordur. İyi ile kötünün, geçmiş ile bugünün, erdem ile erdemsizliğin, hayal ile gerçeğin, zeka ile deliliğin ve insanın içinde aynı anda bulunan olumlu ve olumsuz tüm unsurların çelişkilerini mükemmel şekilde yansıtabilen bu büyük eser, Cervantes'in şaheseri olarak, romancılığın zirvesi olan 19. yüzyıldan 200 yıl önce  erişilmesi güç bir başarı sergilemiştir. 
Nietzsche'nin en önemli eseri "Zerdüşt Böyle Dedi" ye gelince, bu sert ve inkarcı filozofun tanrıyı ve onu yaratan insan zaaflarını ağır şekilde eleştirdiği ve islam felsefesindeki "kamil insan" benzeri bir "üst insan" tiplemesini ve tasavvuf felsefesindeki "enel hak" kavramının benzerini geliştirdiği  bu eseri başka hiçbir felsefi eserde görülmeyen özgün yaklaşımıyla tüm felsefe akımlarından ayrılmış ve başlı başına bir "Nietzsche'ci" felsefe yaratmıştır. Doktrininin başlıca çıkış noktası insana ait tüm zaaf ve çelişkiler ile aynı anda varolan erdemlerin çatışmasını son derece derinlemesine analiz edebilmiş olmasındadır. Öyle ki, bu çatışma, insanın kendi kendisini huzura erdirebilmesi için aslında varolmayan mistik güçler de yaratmış ve böylece tanrı ve dinler ortaya çıkmıştır. Bu kavramların da bir çözüm olmadığı, çelişkileri daha da derinleştirmesinden ve yol açtığı sonu olmayan mücadelelerden anlaşıldığına göre, nihai çözümü yine insanın kendisinde aramak gerekecektir. Yazarın "tanrı öldü" ve "şeytan, cennet ve cehennem yoktur" reddiyeleri ünlüdür. İnsanda varolan erdemlerin ön plana çıkarıldığı üst insanın yetiştirilmesi kavramı Nitzsche'yi de yine her zaman olduğu gibi yüzeysel olarak anlayan ve yorumlayanların kalemlerinde bir "üstün insan" kavramı gibi ele alınmış, hatta Hitler'in üstün ırk teorisinin Nietzsche'den esinlendiği bile ileri sürülmüştür. Teologlar da dahil olmak üzere lehinde ve aleyhinde en fazla yazılıp çizilmiş, polemik ve eleştirilere neden olmuş, uzun yıllar yok sayılmış, hatta papalık tarafından "afaroz" edilmiş bu büyük filozofun bugün bile layıkıyla anlaşıldığı söylenemez. Çağının ve bugünün ilerisinde olan düşünceleri şüphesiz bu anlaşılamama olayında önemli rol oynamıştır. Son yıllarda yeniden okunmaya ve anlaşılmaya çalışılan Nietzsche ölümünden 150 yıl sonra talihin ve tarihin ironik bir cilvesi olarak felsefe yazarları ve eleştirmenlerinden çok, genç nesil tarafından okunur ve gelecek yıllara aktarılabilir olmaya başlamıştır.
Ve nihayet Dostoyevski. Romanlarında insanla ilgili ne varsa yazmış, kendisinden sonra gelenlere yazacak birşey bırakmamış bu büyük yazar, en inanılmaz eseri olan son romanı Karamazov Kardeşler'de her hakkıyla okuyanı hayretler içinde bırakacak bir şaheser yaratmış ve romanın karakterleri, üzerinden 150 yıl geçtikten sonra bile gerçeklik ve canlılıklarını kaybetmemişlerdir. Baba Karamazov, İvan, Dimitri ve Alyoşa'nin erdemden kötülüğe, şiddetten tövbeye, günahtan iyiliğe savruluşları ve bunların nedenleri, hiçbirinin klasik romanlarda  genellikle görüldüğü gibi belirli bir iyi, ya da kötü karakterinin olmayışı ve kişiliklerinin içinde mevcut olan keskin çelişkiler, birbirleri ile ve diğer insanlarla aynı derecede çelişkili ilişkilerinin anlatımındaki üstün yetkinlik Dostoyevski'yi dahi ilan etmeğe yeter de artar bile. Çağdaş yazarlar belki de hiçbir zaman Dostoyevski ile boy ölçüşemeyecek olmanın verdiği eziklikle onun tarzında yazmayı hiç denememiş, böylece Nietzsche'den sonra felsefede olduğu gibi , Dostoyevski'den sonra da edebiyatta yön ve tarz değişikliği olmuş, insanı anlamaktan çok insani olayları anlamaya yönelen aktivist bir yaklaşım 20. yüzyılın başlıca edebiyat akımı haline gelmiştir.
Ben diyorum ki : Eğer insanı mutlaka ve gerçekten tanımak ve anlamak istiyorsanız, ( ki bu mümkün değildir) en azından buna çabalıyorsanız, başkalarının değil, kendi gözlem ve deneyimlerinizin üstüne bu 3 kitabı okumanız yeter. Okuyun, şüphesiz mümkün olduğu kadar çok okuyun, ancak bilin ki, amacınız insanı analiz etmekse gerisi sadece katkı olur.

Asuman Yücel, Haziran 2015, İstanbul.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder