11 Ekim 2015 Pazar

GEZİLERİM-5, BALKANLAR 2011

                                               


2011 BALKANLAR GEZİSİ :


13- 22 Mayıs 2011 tarihleri arasında 10 günlük uzun bir Balkan ülkeleri turu yaptım. Her iki taraftan da aile kökenlerim Makedonya ve Bosna- Hersek’li olduğundan, özellikle bu ülkeleri görmeyi çok istiyordum. Anneannem Manastır ve Ohri’yi anlatırdı. Osmanlı’ya kızardı, neden oraları bıraktılar diye. İstanbul’u hiçbir zaman kendi şehri olarak benimsememişti. Zaten pek bilmezdi bile. Sadece Moda. O hep bir Balkanlı olarak kaldı. Babam tarafından kimse hayatta olmadığı için onlardan bir şey dinleyemedim. Ancak babaannemin Boşnak olduğunu biliyorum. Babam ve annem İstanbulluydular. Ama dayım Manastır doğumlu idi. Dedelerimin ikisi de şehitti. Bırakın beni, onları annem ve babam bile hatırlamıyorlardı. Babası öldüğünde annem 1, babam 3 yaşında imiş. Babam sadece uzun boylu bir adamın kendisini kucağına alıp sevdiğini hatırlıyabiliyordu, o kadar. Annem ise babasını geriye kalmış olan 3 adet yakışıklı erkan-ı harp binbaşısı fotoğrafından  tanımıştı. Babamın ailesi Balkan harbi göçmeni idi. Çok kötü günler geçirmişler, fakir düşmüşlerdi. Annemin ailesi göçmen değildi . Dedemin İstanbul'a tayininden sonra, annemin müderris olan dedesi dahil, bütün geniş aile Balkanlarda olacakları önceden sezerek mal-mülklerini satıp İstanbula gelmişlerdi. Erkan-ı Harp (kurmay) Binbaşı Rıfat Sami ( anne tarafından dedem ) Filistin’de, Mehmet dedem ise Kanal savaşında şehit olmuştu. Mezarları bile olmadı. Film senaryosu olabilecek dramatiklikte hikayeler…Rumeli’de geleneksel olan güçlü kadın, otoriter anne karakterine uygun olarak kadınlar çocukları yetiştirmişler, annem de, babam da üniversite mezunu, yabancı dil bilen meslek sahibi insanlar olarak hayata atılabilmişlerdi.
İşte bu insanların köklerinden koparılarak oradan oraya atılmalarına ve parçalanmalarına neden olan toprakları ve o ülkelerin bugünkü yaşamlarını görmek istedim.
Pek de bir şey olamamışlar !...Osmanlı’dan bağımsızlıklarını bayram olarak kutlayan bu ülkelere ve insanlarına bakıldığında, hele hele Yugoslavya döneminin geride bıraktıklarını görerek “vah vah” dememek mümkün değil. Gördüğümüz, en kalabalığının nüfusu 4 milyonu aşmayan, genellikle 1-2.5 milyon nüfusa sahip 6 Balkan ülkesi ( Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Kosova ) içinde biraz Hırvatistan dışında sürekli bir az gelişmişlik ve fakirlik hakimdi. Buna parçalanmışlığı ve hala süregelen düşmanlıkları da eklersek, daha da pek bir şey olacakları yok…Bir imparatorluğun enkazından çıkmış, yüzyılının bütün yüklerini taşımış, borçlarını ödemiş, hep şüpheyle bakılmış, yalnız bırakılmış bir ülke olarak Türkiye’nin bugün ulaştığı ekonomik noktada insanın içinden  “Bizimle olsaydınız daha iyi olmaz mıydı ?” demek geliyor !  
Bir de üstelik birbirlerine reva gördükleri şiddet ve vahşetin izlerini her yerde görünce “Ne oldu yani şimdi ?” dememek imkansız. Oysa topraklar çok güzel. Yemyeşil ormanlar, tertemiz, sürülü tarlalar, meyve bahçeleri, bağlar, heybetli ve güzel görünümlü dağlar, pırıl pırıl akan nehirler, nefis deniz kıyıları, koylar, körfezler…Bu cennetin ortasında birbirlerini öldürmüş olmaları inanılır gibi değil. İnsanların yanı sıra en değerli tarihi servetlerini de gözlerini kırpmadan bombalayabilmiş olmaları nasıl bir vahşet ve az gelişmişlikte olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Sırplarla Karadağlılar bir olup Dubrovnik ( Hırvatistan ) kalesini yerle bir etmişler, Hırvatlar da Mostar ( Bosna-Hersek ) köprüsünü bombalayıp yıkmışlar. Her iki eser de şu anda restore edilmiş, fakat restorasyonlar çok kötü. En az 500 yıllık taş yapılar betonumsu bir görünümde!...
Adım başı şehitlikler; çarpışmaların , ya da katliamların yaşandığı yerlere dikilmiş abideler, bayraklar…Bunlar oralarda olduğu sürece düşmanlıklar hiç unutulmayacak, hele Bosna ‘da olanlar…Hala binalar delik deşik.. İçlerinde yaşayanları içi yanarak düşünüyor insan. 100 000 kişi, sadece Bosna’da…Bütün bu soykırımlar sırf Müslümanları Avrupa’dan yok etmek içindi. Avrupa’nın susup seyretmesi de herhalde aynı sebeptendi ! Bu asırda nasıl bir ilkellik !... Ama amacın bir ölçüde gerçekleştirildiği belli oluyor. Bizim hükumetin Müslüman diye yere göğe koyamadığı Balkan ülkelerinde  öyle çok da göze görünür bir Müslümanlık yok. Cami bile tek tük. Yaygın bir İslamlık görünmüyor. Buna karşılık müthiş agresif ve ilkel şekilde genişleyen bir Hristiyan misyonu dikkati çekiyor. Bu modası geçmiş hristiyanlaştırmanın Yugoslavya sonrası döneme ait en çarpıcı izleri hristiyan dini yapıları. Eski kiliseler restore edilmiş, tam Müslüman zannedilen Tiran dahil, her yerde kent merkezlerine devasa kiliseler yapılıyor. Mostar,Tiran, Ohrid gibi önemli kentlere hakim tepelerin üstlerine yüzlerce metre uzaklıktan net olarak görülecek şekilde, birkaç insan boyunda devasa haçlar dikilmiş. Bir tane de Saraybosna’ya dikeceklermiş ama Saraybosna’ya hakim bütün tepeler iç savaşta Sırp keskin nişancıları ( çetnikler ) tarafından Müslüman avlamak için kullanıldığından, “artık ayıp olur” diye düşünülmüş ve  soykırımın nedenini bu kadar da açık etmemek için vazgeçilmiş. Gösterilen tüm çabaların sadece ve sadece “buraları hristiyan kentleridir” dedirtmek için olduğu anlaşılıyor. İmarmış, güzelleştirmeymiş, göründüğü kadariyla umurlarında bile değil...Tabii bu durumda Arnavutluk, Bosna- Hersek, Kosova gibi ülkelerin Müslüman geçinen hükumetlerine de bir sormak gerekiyor, “Bu kadar açık bir hristiyanlaştırma kampanyası karşısında ne yapıyorsunuz?” diye. Ya çok korkmuşlar, ya da zaten zayıf olan iktidarlarını büsbütün kaybetmemek için susuyorlar. Yani, savaşla kısmen elde edilenler şimdi hristiyan yayılmacılığıyla tamamlanmaya çalışılıyor. So what yani ?!...Dertleri Osmanlıyı unutturmak ve İslam dinini Avrupa’dan silmek . Silince ne olacak ? İhya mı olacaksınız ? Ne kadar ihya olabildiğiniz görünüyor işte !...
Gördüğümüz 6 ülkede de Tito Yugoslavyasının izleri çok açık. Malum sosyal konutlar. Yapıldıkları günden sonra bir daha el sürülmemiş, dökülüyor. Apartman gecekondu demek yanlış olmaz. Çirkin devlet binaları. Tek güzel yapılar Osmanlıdan kalan kaleler, köprüler, evler ve devlet binaları. Bazıları restore edilmiş, edilenlerin hepsi ya turizme açılmış, ya da orduevi, okul, müze olarak kullanılıyor. Zaten ellerinde değerli  başka yapı yok. Bazıları ise parasızlıktan kaderine terk edilmiş. Ne bir sanayi var, ne kent hizmeti, ne kültür, ne zarafet. Hepsi çok gerilerde kalmış. Elektrik kesintileri 1970 lerin başlarindaki Türkiye gibi. Köyler bakımsız, virane evler. Erkekler kahvelerde. İşsizliğin dizboyu olduğu anlaşılıyor. Kişi başına gelir ortalama 1000 $.  Avrupalılar nerelerde ? Dayton’u dayatan Amerika başka ne yaptı bu Balkan ülkeleri için ? Cevabı yok. Maksat Osmanlıyı yıkmak, parçalamak ve Avrupadan atmaktı. Ülkeler pompalandı. Balkanlar da, Araplar da…Maksat gerçekleşti. Sonra ? Sonrası yok. Ne yaparlarsa yapsınlar…Ne yapabildikleri açıkça görünüyor zaten !  Türkiye ? Avrupanın dışına atılamadı. Zayıf düştü ama toparlandı. Yine kafa tutmağa başladı. Şimdi ne olacak ? Yine parçalanmağa çalışılacak. Çünkü güçlenirse petrolleri o kapabilir. Hesap henüz kapanmadı. Şimdiki parçalayıcı unsur Kürtler. Kürtlerde şu kadarcık akıl fikir varsa başlarını çevirip sözde bağımsız Arap ülkelerinin ve Balkanların haline bakarlar, bir de Türkiye’ye bakarlar ve menfaatlerinin nerede olduğunu anlarlar. Kendisinden koparılan ülkelerle farkı elli yıl açan petrolsüz Türkiye mi, yoksa maksat gerçekleştikten sonra ( yani Türkiye güçsüzleştirilip petrollere de el konduktan sonra ) kaderine terk edilecek kukla bir devlet mi ?...Balkanları  gezmek gerek. Öğrenilecek çok şey var….

Asuman Yücel,  İst. 2011.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder