2011
BALKANLAR GEZİSİ :
13- 22 Mayıs
2011 tarihleri arasında 10 günlük uzun bir Balkan ülkeleri turu yaptım. Her iki
taraftan da aile kökenlerim Makedonya ve Bosna- Hersek’li olduğundan, özellikle
bu ülkeleri görmeyi çok istiyordum. Anneannem Manastır ve Ohri’yi anlatırdı.
Osmanlı’ya kızardı, neden oraları bıraktılar diye. İstanbul’u hiçbir zaman
kendi şehri olarak benimsememişti. Zaten pek bilmezdi bile. Sadece Moda. O hep
bir Balkanlı olarak kaldı. Babam tarafından kimse hayatta olmadığı için
onlardan bir şey dinleyemedim. Ancak babaannemin Boşnak olduğunu biliyorum. Babam
ve annem İstanbulluydular. Ama dayım Manastır doğumlu idi. Dedelerimin ikisi de
şehitti. Bırakın beni, onları annem ve babam bile hatırlamıyorlardı. Babası
öldüğünde annem 1, babam 3 yaşında imiş. Babam sadece uzun boylu bir adamın
kendisini kucağına alıp sevdiğini hatırlıyabiliyordu, o kadar. Annem ise
babasını geriye kalmış olan 3 adet yakışıklı erkan-ı harp binbaşısı
fotoğrafından tanımıştı. Babamın ailesi
Balkan harbi göçmeni idi. Çok kötü günler geçirmişler, fakir düşmüşlerdi.
Annemin ailesi göçmen değildi . Dedemin İstanbul'a tayininden sonra, annemin müderris olan
dedesi dahil, bütün geniş aile Balkanlarda olacakları önceden sezerek mal-mülklerini satıp İstanbula gelmişlerdi. Erkan-ı Harp (kurmay) Binbaşı Rıfat Sami ( anne tarafından dedem ) Filistin’de, Mehmet dedem ise Kanal savaşında şehit olmuştu. Mezarları bile
olmadı. Film senaryosu olabilecek dramatiklikte hikayeler…Rumeli’de geleneksel
olan güçlü kadın, otoriter anne karakterine uygun olarak kadınlar çocukları
yetiştirmişler, annem de, babam da üniversite mezunu, yabancı dil bilen meslek
sahibi insanlar olarak hayata atılabilmişlerdi.
İşte bu
insanların köklerinden koparılarak oradan oraya atılmalarına ve
parçalanmalarına neden olan toprakları ve o ülkelerin bugünkü yaşamlarını
görmek istedim.
Pek de bir
şey olamamışlar !...Osmanlı’dan bağımsızlıklarını bayram olarak kutlayan bu
ülkelere ve insanlarına bakıldığında, hele hele Yugoslavya döneminin geride
bıraktıklarını görerek “vah vah” dememek mümkün değil. Gördüğümüz, en
kalabalığının nüfusu 4 milyonu aşmayan, genellikle 1-2.5 milyon nüfusa sahip 6
Balkan ülkesi ( Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve
Kosova ) içinde biraz Hırvatistan dışında sürekli bir az gelişmişlik ve
fakirlik hakimdi. Buna parçalanmışlığı ve hala süregelen düşmanlıkları da
eklersek, daha da pek bir şey olacakları yok…Bir imparatorluğun enkazından
çıkmış, yüzyılının bütün yüklerini taşımış, borçlarını ödemiş, hep şüpheyle
bakılmış, yalnız bırakılmış bir ülke olarak Türkiye’nin bugün ulaştığı ekonomik
noktada insanın içinden “Bizimle
olsaydınız daha iyi olmaz mıydı ?” demek geliyor !
Bir de
üstelik birbirlerine reva gördükleri şiddet ve vahşetin izlerini her yerde
görünce “Ne oldu yani şimdi ?” dememek imkansız. Oysa topraklar çok güzel.
Yemyeşil ormanlar, tertemiz, sürülü tarlalar, meyve bahçeleri, bağlar, heybetli
ve güzel görünümlü dağlar, pırıl pırıl akan nehirler, nefis deniz kıyıları,
koylar, körfezler…Bu cennetin ortasında birbirlerini öldürmüş olmaları inanılır
gibi değil. İnsanların yanı sıra en değerli tarihi servetlerini de gözlerini
kırpmadan bombalayabilmiş olmaları nasıl bir vahşet ve az gelişmişlikte
olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Sırplarla Karadağlılar bir olup Dubrovnik (
Hırvatistan ) kalesini yerle bir etmişler, Hırvatlar da Mostar ( Bosna-Hersek )
köprüsünü bombalayıp yıkmışlar. Her iki eser de şu anda restore edilmiş, fakat
restorasyonlar çok kötü. En az 500 yıllık taş yapılar betonumsu bir görünümde!...
Adım başı
şehitlikler; çarpışmaların , ya da katliamların yaşandığı yerlere dikilmiş
abideler, bayraklar…Bunlar oralarda olduğu sürece düşmanlıklar hiç
unutulmayacak, hele Bosna ‘da olanlar…Hala binalar delik deşik.. İçlerinde
yaşayanları içi yanarak düşünüyor insan. 100 000 kişi, sadece Bosna’da…Bütün bu
soykırımlar sırf Müslümanları Avrupa’dan yok etmek içindi. Avrupa’nın susup
seyretmesi de herhalde aynı sebeptendi ! Bu asırda nasıl bir ilkellik !... Ama
amacın bir ölçüde gerçekleştirildiği belli oluyor. Bizim hükumetin Müslüman
diye yere göğe koyamadığı Balkan ülkelerinde öyle çok da göze görünür bir Müslümanlık yok.
Cami bile tek tük. Yaygın bir İslamlık görünmüyor. Buna karşılık müthiş agresif
ve ilkel şekilde genişleyen bir Hristiyan misyonu dikkati çekiyor. Bu modası
geçmiş hristiyanlaştırmanın Yugoslavya sonrası döneme ait en çarpıcı izleri hristiyan
dini yapıları. Eski kiliseler restore edilmiş, tam Müslüman zannedilen Tiran
dahil, her yerde kent merkezlerine devasa kiliseler yapılıyor. Mostar,Tiran,
Ohrid gibi önemli kentlere hakim tepelerin üstlerine yüzlerce metre uzaklıktan
net olarak görülecek şekilde, birkaç insan boyunda devasa haçlar dikilmiş. Bir
tane de Saraybosna’ya dikeceklermiş ama Saraybosna’ya hakim bütün tepeler iç
savaşta Sırp keskin nişancıları ( çetnikler ) tarafından Müslüman avlamak için
kullanıldığından, “artık ayıp olur” diye düşünülmüş ve soykırımın nedenini bu kadar da açık etmemek
için vazgeçilmiş. Gösterilen tüm çabaların sadece ve sadece “buraları hristiyan
kentleridir” dedirtmek için olduğu anlaşılıyor. İmarmış, güzelleştirmeymiş,
göründüğü kadariyla umurlarında bile değil...Tabii bu durumda Arnavutluk,
Bosna- Hersek, Kosova gibi ülkelerin Müslüman geçinen hükumetlerine de bir
sormak gerekiyor, “Bu kadar açık bir hristiyanlaştırma kampanyası karşısında ne
yapıyorsunuz?” diye. Ya çok korkmuşlar, ya da zaten zayıf olan iktidarlarını
büsbütün kaybetmemek için susuyorlar. Yani, savaşla kısmen elde edilenler şimdi
hristiyan yayılmacılığıyla tamamlanmaya çalışılıyor. So what yani ?!...Dertleri
Osmanlıyı unutturmak ve İslam dinini Avrupa’dan silmek . Silince ne olacak ?
İhya mı olacaksınız ? Ne kadar ihya olabildiğiniz görünüyor işte !...
Gördüğümüz 6
ülkede de Tito Yugoslavyasının izleri çok açık. Malum sosyal konutlar.
Yapıldıkları günden sonra bir daha el sürülmemiş, dökülüyor. Apartman gecekondu
demek yanlış olmaz. Çirkin devlet binaları. Tek güzel yapılar Osmanlıdan kalan
kaleler, köprüler, evler ve devlet binaları. Bazıları restore edilmiş,
edilenlerin hepsi ya turizme açılmış, ya da orduevi, okul, müze olarak
kullanılıyor. Zaten ellerinde değerli başka
yapı yok. Bazıları ise parasızlıktan kaderine terk edilmiş. Ne bir sanayi var, ne
kent hizmeti, ne kültür, ne zarafet. Hepsi çok gerilerde kalmış. Elektrik
kesintileri 1970 lerin başlarindaki Türkiye gibi. Köyler bakımsız, virane
evler. Erkekler kahvelerde. İşsizliğin dizboyu olduğu anlaşılıyor. Kişi başına gelir ortalama 1000 $. Avrupalılar
nerelerde ? Dayton’u dayatan Amerika başka ne yaptı bu Balkan ülkeleri için ?
Cevabı yok. Maksat Osmanlıyı yıkmak, parçalamak ve Avrupadan atmaktı. Ülkeler
pompalandı. Balkanlar da, Araplar da…Maksat gerçekleşti. Sonra ? Sonrası yok.
Ne yaparlarsa yapsınlar…Ne yapabildikleri açıkça görünüyor zaten ! Türkiye ? Avrupanın dışına atılamadı. Zayıf
düştü ama toparlandı. Yine kafa tutmağa başladı. Şimdi ne olacak ? Yine
parçalanmağa çalışılacak. Çünkü güçlenirse petrolleri o kapabilir. Hesap henüz
kapanmadı. Şimdiki parçalayıcı unsur Kürtler. Kürtlerde şu kadarcık akıl fikir varsa
başlarını çevirip sözde bağımsız Arap ülkelerinin ve Balkanların haline
bakarlar, bir de Türkiye’ye bakarlar ve menfaatlerinin nerede olduğunu
anlarlar. Kendisinden koparılan ülkelerle farkı elli yıl açan petrolsüz Türkiye
mi, yoksa maksat gerçekleştikten sonra ( yani Türkiye güçsüzleştirilip
petrollere de el konduktan sonra ) kaderine terk edilecek kukla bir devlet mi ?...Balkanları
gezmek gerek. Öğrenilecek çok şey var….
Asuman
Yücel, İst. 2011.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder