11 Ekim 2015 Pazar

GEZİLERİM-12, KOS 2012

KOS, EYLÜL 2012 :

2012 yılı Eylül ayında Antalya’dan Bodrum’a, oradan da motorla Kos’a geçtim. 6 günlük yer ayırtmıştım. Her zamanki gibi internet otelim iyi çıktı. Denize birkaç adım mesafede, odaları büyük, çok temiz bir oteldi. Küçük bir adada aile işletmeleri yaygın oluyor. Buna rağmen işletmesi iyiydi ve bana çok dostça davrandılar. Bodrum’dan Kos’a geçiş 45 dakika sürüyor ve çok keyifli bir yolculuk. Güvertede oturup önce Bodrum kalesinin heybetini, sonra yavaş yavaş uzaklaşan Bodrum’u, daha sonra, giderek limanı ve kalesi yaklaşan Kos’u peşpeşe izleyebiliyorsunuz. Hiç açık denizden geçmiyorsunuz. Kos’a en yakın yer Akyarlar. Oradan da motorlar var. Yarım saat sürüyormuş. Evler bile görünüyor. Kos’a kalenin dibinden, limandan giriliyor. Bu liman M.Ö.den beri hep aynı yerde imiş. Yarım ay şeklinde küçük bir koy. Son derece bakımlı ve kaleyle müthiş bir uyum içinde. Motordan inince hemen otelimi sordum, gösterdiler, 5 dakika yürüme mesafesinde. Otele yerleştikten sonra ilk iş, kentte bir tur attım. Erişilebilir mesafede çok sayıda restore edilmiş Osmanlı eseri vardı.  Rodos ve Girit’teki gibi yok etmeğe çalışmamışlardı. Kültür zenginliğini düşmanlıkların önüne geçirebilen Kos yerel yönetimini takdir ettim. Limandan, deniz kenarından geçerek kentin içine doğru giren bulvar, çevresindeki palmiyeler ve çınarlarla son derece estetikti. Ara sokakların bazılarını Çeşme’nin Ilıca’sına benzettim. Yunan tarzı büyük çarşıda her türlü baharat, hediyelik eşya, yerel el sanatları ve  orijinal resimler satılıyordu. Çarşı çevresinde sıra sıra restoran ve kafeler vardı ama bunlar Rodos’taki gibi birbirinin içine girmiş derecede sıkışık konumda değildi. Geniş bir meydan çevresine dağılmışlardı. Rahatça etrafınızı seyrediyor ve nefes alabiliyordunuz. En sevdiğim yiyecek “musakka”idi. Yunanlılar musakkayı Türklerden daha güzel yapıyor, bu kesin. Bir de deniz mezeleri tabii. Bunda da üstlerine yok. Ben Kos’un bu mütevazı, fakat medeni havasını çok sevdim. En önemlisi de, 6 gün çevremde tesettür görmedim. Oh be….Deniz Kos’ta pek parlak değildi. Ancak daha sonra gittiğim güney kıyıları gezisinde denize girdiğim nefis bir koy baştanbaşa kumlu plajdı. Benzerlerini ancak Bursa’da gördüğüm yüzlerce yıllık çınarlar bence Kos’un en büyük servetlerinden biriydi.
İkinci gün kentin hemen içinde sayılabilecek kadar yakın, fakat çok dikkatle korumaya alınmış antik Kos kentini gezmeğe gittim. M.Ö. 5. Yüzyıla dayanan antik Yunan kenti, M.Ö. 2.yüzyılda Romalıların eline geçmiş. Romalılar burada pek bir şey yapmamışlar. Kalan eserlerin tamamı Hellenistik dönem. Ama pek çok şey götürmüşler. O dönemin en önemli mozayik sanatçıları ve heykeltraşlarının bir bölümü Kos’lu imiş. Dolayısiyle, kentin tapınakları, tiyatrosu, agorası ve evleri  paha biçilmez mozaikler ve heykeller ile süslüymüş. Romalılar bunlardan götürebildikleri kadarını Roma’ya ve İtalya’daki diğer Roma kentlerine götürmüşler. Yani Kos’u tam anlamıyla yağmalamışlar. Ben Napoli’deki Arkeoloji müzesinde Kos’tan kaçırıldığı itiraf edilen ve Pompei kazılarında çıkarılan çok sayıda kıymetli mozaikler ve heykeller gördüm. Roma’da da bir o kadar varmış. Kos müzesinde de geri kalanlar sergileniyor ama fazla bir şey kalmamış, yazık. Avrupalının Avrupalıya yaptığını Türkler Avrupalılara hiçbir zaman yapmadı, ama gene de makbule geçemedi. Yakın zamanlarda bile…Şu din işi yok mu …Bu arada, gezerken bir sokak köşesinde yüksek bir kaide üzerinde Büyük İskender’in bir büstünü ve aslı Atina’da bulunan, Yunanca ve İngilizce olarak yazılmış bir öğüdünü bugünkü nesillere ibret-i alem olarak  gördüm. Mealen insanların eşit olduğu, ırk farkı olmadığı, insanların renklerine göre değil, liyakatlerine göre değerlendirilmeleri ve yönetenlerin herkese eşit mesafede olmaları gerektiği yönündeki bu öğüt M.Ö. 324 yılında yazılmıştı. Düşünün… Aslının fotoğrafını çektim ve metnini tam tercüme ederek belgelerim ve resimlerim arasına koydum.
Daha sonra Kos Kalesini gezdim. Rodos şövalyeleri tarafından 1400 lerde  Bodrum Kalesi ile birlikte yapılmış. Şövalyelerin kışı geçirme ve gemileri için sığınak amaçlarıyla kullandıkları Bodrum’un karşısına, ani bir saldırıya uğramamak için Kos kalesi  de yapılmış. O yüzden Bodrum kalesi kadar heybetli değil tabii, fakat yine de tam denizin üstündeki etkileyici duruşuyla ve sanatlı restorasyonuyla dikkat çekici. Kalenin içinde de antik dönemden kalma eserler varmış. Bunların bir bölümünü Rodos Şövalyeleri kalenin yapımında Bodrum Kalesinde Halicarnassus Mausoleum’unun taşlarını kullandıkları gibi kullanmışlar. Kalanlar ise yakın zamanda yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış, yine kale içinde sergileniyor. Kalenin olduğu yerde, yüksek kaya üzerinde büyük ve sütunlu bir tapınağın bulunduğu anlaşılıyor.Tarikat şövalyeleri pagan tapınağını yıkıp üstüne kale yapmışlar. O dönemlerdeki eski pagan din ve kültür düşmanlığını Roma'da bile görmek mümkün...
Adada tur için her an vasıta bulunabiliyor. Zaten bir tarafından öbür tarafına gitmek için yarım saat yetiyor. Bizim Gökçeada’dan az büyük bir ada. Gördüğüm bütün Yunan adalarında olduğu gibi nüfus çok az. Güney kıyıları neredeyse boş. Küçük balıkçı ve zeytinci köyleri var. Birkaç da turistik tesis.  Yunan adalarının çok azında su var. Rodos, Girit, Sakız, Midilli, Kos bunlardan. Çoğu hayırsız ada. Başka adalardan tanker gemilerle su taşınarak varlıklarını sürdürüyorlar. Örneğin çok beğenilen Mikonos, Santorini  hayırsız ada. Kaş’ın karşısındaki Meis de öyle. Hatta Yunanlılar Meis’e Türkiye’den deniz altından boru ile su getirilmesi teklifinde bulunmuşlar ama Türk dışişleri yan çizmiş. Eee, her şeyin bir şeyi var tabii ! Hem “ karasularımı 12 mile çıkaracağım” de, hem de Türkiye’den su  iste. Meis’e Rodos’tan haftada bir gün gemiyle su getiriliyor. Fırtına çıkıp gemi gelemezse Meis’in hali harap. Krize girince Türkiye kıymetli oldu, şu aralar pek 12 milden de söz eden yok galiba ! Kos’lular Rodos’takinin aksine zeytinliklere iyi bakmışlar ve turizmin yanısıra zeytin ve zeytinyağcılıktan da gelir elde ediyorlar. Rodos tamamen turizme yaslamış sırtını ve bütün zeytinlikler yabanileşmiş, öylece ölüme terkedilmiş. Kışın da yan gelip yatıyorlar ve yazın kazandıklarını harcıyorlar anladığım kadarıyla. Balıkçılık bile yok, Simi’den balık geliyor !.. E krize de böyle giriliyor işte !....Bizim Egeliler olsa o zeytinlikleri nasıl ihya ederlerdi. Zaten Türkler gidince Girit ve Rodos’taki zeytincilik ölmüş. Yeniden bir mübadele mi yapsak ne ?! Bunlar da bizim dağdan yeni inen gericilere biraz yaşam gustosu öğretirlerdi, dengelerdik !

Lafı uzattım gene. Özetle, Kos güzel ve tekrar gidilmeğe değer bir adaydı, çok sevdim….Asuman Yücel, İst. 2012.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder