11 Ekim 2015 Pazar

GEZİLERİM-2, KARADENİZ 2002



             KARADENİZ  GEZİSİ, 2002 :

        
20 Temmuz saat 01.00 de İstanbul'dan tur otobüsüyle yola çıktık, 11 saat yolculuktan sonra Samsun'a vardık. Samsun'da Atatürk heykelini ziyaret , Atatürk ve Arkeoloji müzelerini geziş, kısa şehir turu, öğle yemeğinde Samsun pidesinden sonra Çarşamba ve Ünye üzerinden Fatsa'ya varış, Yalçın Otel'de konaklama. Otel 4 yıldızlı idi ve tüm gezinin en iyi oteli olduğu kanıtlandı. (Fatsalı Kadir İnanır'ın fotoğrafları her yerde! ). Samsun-Fatsa arasındaki yol ve geçici konaklamalar da eklenirse, yolculuğun sadece otobüste uyuma (!) ile toplam 18 saat sürdüğünü belirteyim ! ( Bu tür uzun gezilerin en azından bir bölümü uçakla olmalı, bundan sonraki tur gezilerimde bunu mutlaka dikkate alacağım ).  Otelde açık büfe, yüzme havuzu ve disko var ama bizde hal yok!Samsun sevimsiz bir şehir. Atatürk oraya çıkmamış olsa ne köy olurdu, ne kasaba . Tıpkı  Ankara gibi ! Ordu'ya geçince iş değişiyor. Ünye çok güzel, Fatsa da idare eder, yeşillik oralardan başlıyor.21 Temmuz Bolaman geçitleri üzerinden Giresun. Bolaman geçitlerinde Ege'yi aratmayan güzellikte küçük, dik koylar var. Bu arada  İstanbul'dan Samsun'a kadarki yol hariç, hemen tüm yolculuğun sahilden, deniz kenarından geçen Karadeniz Sahil Yolu’ndan  yapıldığını parantez içinde belirteyim. Zaten başka yerde yol açacak yer yok! (İyi ki yok!). Giresun'da kaleyi geziş, manzara seyrediş, fotoğraf çekiş. Manzara gerçekten çok güzel. Piraziz'e dönüş ve otel. Otelde Karadeniz oyunları gösterisi vardı, oyunlara katıldık, çok eğlendik.Giresun 'un adası ve kalenin olduğu yüksek kayası görseldi.22 Temmuz Giresun'da yayla, sonra Tirebolu, Vakfıkebir ve Akçaabat üzerinden Trabzon, Sürmene, Of ve Rize. Rize'de otel fena değil. Akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi Karadeniz oyunları.  Eğlenceli.  Hava kapandı.23 Temmuz sabaha karşı müthiş bir yağmur. Sabah durdu. Çamlıhemşin üzerinden Ayder yaylası. Yayla dönüşü tekrar çok şiddetli bir yağmur ve akşam saat 6'da Çayeli-Rize karayolunda mahsur kaldık. Yol çökmüş, onarımı ve Rize'deki otele dönüş tam 12 saat sürdü. Sabah 6'da yattık. Fakat bu arada  Çayeli'ndeki 4 yıldızlı bir otelde akşam yemeği yedik ve yemek sonrası  meşhur dans şovumuz sergilenerek büyük alkış alındı! Daha sonra nefis bir klasik Türk müziği faslı dinledik. (Kahır yüzünden lütuf! ).Yeniden yola çıktıktan sonra denize akan çayların ağaçları kökünden söküp otomobillerle beraber nasıl sürüklediğini gözümüzle görerek olayın sandığımızdan çok daha büyük çapta olduğunu anladık.Yaylaları pek fazla sevmedim. Ancak yollarındaki dağlar, ormanlar ve küçük çağlayanlar yaparak akan pırıl pırıl dereler müthişti!24 Temmuz, Rize'deki otelde su yok! Sel felaketi yüzünden sular kesilmiş. İyi de, otelin deposundan ne haber? Buraların turistikleşmesi için daha epey kafa değişikliği gerekiyor. Yüzümüzü, dişimizi şişe suyuyla yıkayıp çıktık. Dönüyoruz, Trabzon. Nihayet afet bölgesinden kurtulup kendimizi daha medeni bir kente attık. Hava kapalı ama yağmur yok. Önce Ayasofya kilisesi, sonra Atatürk Köşkü ve Sümela Manastırı, şu efsane manastır. Yolu acayip güzeldi, kanyonlar ve billur dereler arasından. Ama kendisi aşırı derecede tahrip edilmiş, utandım şu milletten olduğumdan. Hiç resimlerdeki gibi değil, berbat halde. Düşünebiliyor musunuz, duvar yazıları bile var ! Bir de restorasyon başlatmışlar, keşke başlatmasalardı! Her tarafa beton döküyorlar, bir felaket!  Oradan ünlü Uzungöl. Böyle bir manzara hayatımda çok az gördüm. Yemyeşil dağlar arasında, bir dağdan inerken ansızın karşınıza çıkıveren masmavi , pırıl pırıl bir göl. Kıyısında küçük bir yerleşim yeri ve  bir cami ile uzun minaresi. Nasıl bir güzellik, sükunet, dinginlik, anlatamam. Hiç unutamayacağım. Ama bu cennette kalacak bir tek yer yok. Bütün geziler günübirlik yapılıyor, iyi mi ? Sadece birkaç uyduruk çayhane… Dönüşte serbest zaman, yani alışveriş! Akçaabat'da köfteci, akşam Trabzon'da otel .Tabii yemekten sonra Karadeniz Horonu.25 Temmuz Ordu'ya geçiş. Yolda Vakfıkebir'den ekmek alış, Tirebolu çay fabrikasını geziş ve çay alımı! Ordu'da Paşakonağı Müzesi ve tepeden kenti seyrediş. Serbest zaman, alışveriş ve çeşitli fındık alımları!  Ordu çok güzel, sevdim. Bolaman geçitlerinde fotoğraf ve çay molasını takiben yeniden Fatsa'da Yalçın oteli. Akşam yemeğinden önce yüzme havuzu,  yemekten sonra diskoda kurtlar döküldü.26 Temmuz Çarşamba, Samsun ve Bafra üzerinden Sinop. Sinop, burnu, kalesi, cezaevi (Nazım ve Sabahattin Ali de yatmıştı), antik tersanesi ve konumu ile oldukça etkileyici ama anlatıldığı kadar değil. Yeşilin nisbi azlığı bunda etkili oluyor galiba . Buna karşılık çok bakımlı ve belediye hizmetlerinin kalitesi yüksek. Balık lokantaları ve barları ile Karadenizin Bodrumu denebilir. Bazı aydınların da yerleştiği bir yer. Bir de gemi maketi yapımı var ki gerçekten harika. Bu da antik bir sanat geleneğiymiş. Sadece sanat değil, bilim de varmış eski çağlarda, malumunuz Archimedes ve Diogenes Sinop'lu. Daha sonra Kastamonu üzerinden Safranbolu. Safranbolu'da Cinci Hanı, Kaymakamlar Evi Müzesi, Cinci Hamamı, Köprülü Camii ve restore edilmiş tarihi ev ve oteller görsel. Sonra Bartın üzerinden Zonguldak. Zonguldak'da denize yukarıdan bakan nefis manzaralı bir otel.27 Temmuz Zonguldak'da madenci anıtı, liman ve maden ocaklarının hızlı bir geziminden sonra dönüş yolu üzerinde Devrek ve baston yapım atölyeleri. Daha sonra Abant'da kısa bir mola ve İstanbul.Çok hızlı, beklenmedik olaylarla dolu, ama doğal güzellikleri bakımından şimdiye kadar gördüğüm her yeri birkaç kez katlayacak bir gezi oldu. Ne yazık ki, gösteremiyorlar, iklim de genellikle turizme pek uygun değil, ama yine de bilen biliyor. Trabzon’da gördüğümüz, trekking’e gelmiş Norveçliler gibi. Trabzonlular kırk yılın başı gelmiş yabancı turistler için ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Norveçliler de hayatlarından pek memnundu !Son olarak, fevkalade bilgili ve becerikli, en kötü şartlarda bile hemen organize olmayı başaran, ismini maalesef hatırlayamadığım Karadenizli kadın rehberimizi kutlamadan geçemiyeceğim.
Bir başka gezide, daha iyi şartlarda, Karadeniz’de yeniden buluşmak üzere….

Asuman Yücel. Ağustos 2002, İst.



     




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder